TerkedilmişHayeller
Kısadan hikayeler / Bilge adam

 Günlerden akşamdı ve biz her zaman olduğu gibi alkol ile klasik bir kabulleniş gerçekleştiriyorduk. Karşımda duran adam benim için şu an sadece karşımda duran adam vasfını taşıyordu. Can Yücel’in dediği gibi; müebbet muhabbete mahkûmduk. “Sana bir hikaye anlatayım…” diyerek barın içerisinde çalan dandik müziğin pis havasını deldim. Karşımda duran adam sadece kafasını salladı ve ben hikayeyi anlatmaya boğuk sesim ile başladım: “Çinliler kağıdı icat edip yazıya farklı bir boyut kattıkları zamanlarda, bilge bir adam -ki tarihe bakarsak o dönem her yer bu bilge adamlar ile doluşmuş- her fırsatta yazmanın önemini vurgularmış. Bilirsin tarih orospu gibidir; herkese ayrı muamele yapar… Neyse… Bir gün bu adama komşu köylerin birinden bir mektup gelmiş. Gönderen kişi o köyün sözü geçenlerinden birisiymiş. Mektupta sadece ‘Yazmayı bu kadar önemli kılan nedir?’ yazıyormuş…” Karşımda duran adamın uyumadığından emin olmak için bir yudum daha içtim, o da içti… Hikaye ilgisini çekmişe benzemiyordu ama dikkatlice dinliyordu. Ben de devam ettim. “Bilge adam ise bu mektuba cevap olarak mektubun aynısından bir tane daha çoğaltıp orjinalini kendisine alıp, diğerinini gönderen kişiye geri yollamış. Sorusuna verilen cevap adama ulaşınca, adam merakla kağıdı açmış. Adam elinde kendi yazısını görünce önce bir yanlışlık olduğunu düşünmüş fakat kağıdı getiren ulak bir yanlışlık olmadığını söylemiş. Adam, sorusuna cevap veren kişinin bilge olduğunu bildiği için bunun bir mânası olabileceğini düşünmüş. Uzun süre içip çokca düşünen adam en sonunda kendisine verilen cevabın anlamını bulmuş…” “Neymiş cevap?” diyerek merak ile araya girdi karşımdaki adam.. Birer yudum daha içtik… Saat ilerliyor, hücrelerimiz bizi öldürmek için geriliyordu. Ve tüm bu gereksiz düşünceler içerisinde hikayeme devam etti; “Cevap basitmiş -ki basit olan her zaman karmaşıktır; bilge adam, adama mektubunun aynısını yollayarak şunu ima ediyormuş; yazmayı önemli kılan şey, bu soru da dahil tüm soruların sorabilme imkanı yaratıyor olmasıdır; yerinden kalkmadan, konuşmadan ya da konuşamadan. Cevaba erişen adam, kağıda uzun süre sonra tekrar bir şeyler yazıp aynı bilge adama yollamış…” “Onda ne yazıyormuş?” diyerek aynı merak ile tekrar araya girdi karşımdaki adam… Birer yudum daha içtik. “Bilmiyorum…” dedim. “Hikayenin gerisini sızınca dinleyememiştim…” Karşımda duran adam pek umursar gibi değildi… Ben “Peki…bu hikayenin önemi nedir?” diye sorarak devam ettim… Koca bir gülümseme ile cevap verdi karşımdaki adam “Yazmanın önemi tabii ki…” dedi. Okula yeni başlamış çocuk gibi mutlu oldu bir anlığına… “Hayır… O değil..” diyerek mutluluğunu baltalamıştım. “Neymiş peki?” “Fotokopinin icadı…” Birer yudum daha içtik. Karşımda duran adam bu sefer şaşırmıştı. Devam ettim; “Bundan yüzlerce, binlerce yıl önce bu bilge adam mektubun bir kopyasını çıkartarak çağımızın devası fotokopinin temelini atmıştır. Bugün bazı yolların kestirmesine ve çoğalmasına sahipsek, işte o bilge adama borçluyuz…” Kısa bir süre düşündü karşımda duran adam… Daha sonra birer yudum daha içtik. Buz tutmuş bira bardaklarımızı havaya kaldırdık ve “Tüm bilgelerin şerefine” dedik…

bloodh0und:

ey

Wazup?

bloodh0und:

ey

Wazup?

aryuredi:

anaa diana la :S

Harbiden diana lan bu

aryuredi:

anaa diana la :S

Harbiden diana lan bu

vallahisenbiliyorsun:

1 lira ver, arayana Neşet Ertaş dinletelim kampanyası gerçekten yarak gibi olmuş Turkcell. Böyle durumlardan kazanç sağlama çabanızın da amına koyim..

vallahisenbiliyorsun:

1 lira ver, arayana Neşet Ertaş dinletelim kampanyası gerçekten yarak gibi olmuş Turkcell. Böyle durumlardan kazanç sağlama çabanızın da amına koyim..

" Etrafımdaki insanlara aldırmamayı onbeş yaşında öğrendim. Keşfetmenin ve yeniliğin nihai amaç olabileceğini ise, lisede iki sene kalıp atıldığımda anlamıştım. Gerizekâlıydım. Müfredat bana göre değildi. Eğitilmiyorduk, evcilleştiriliyorduk. Üzüntünün gereksiz olduğunu, gözlerimden yaşlar gelinceye kadar güldüğümde fark ettim. Sinir, stres, hüzün; mazoşistçe tavırlardı benim için. Ölüm mühim bir mesele değildi hiç bir zaman; zira, bunu solan bir çiçek hakkında düşünüp kavramak mümkündür. Karmaşayı severiz; bizi gerçeğe ne kadar geç ulaştırırsa kendimizi o kadar çok kandırırız. Kandırılmaya ihtiyacımız vardır çoğu zaman. İnsanlar olmadan da yapabilmeyi etrafımda onlarca insan varken anladım. Varlıkları bir anlam ifade etmiyordu. Bencilliğe bandırılmış bir şekerin üstündeki sineklerdik; kalabalık ama bir o kadar da bencilce. İçime atmamalıydım hiç bir şeyi. Bunu, yazmaya başladığım ilk gün anladım. Yazdıkça rahatlar, içtikçe dolar, güldükçe anlar ve şüphe ettiği müddetçe yaşar insan. "

Kısadan hikayeler / park

Saat, umursanmayacak kadar geç olmuştu. Mahallenin parkında -yine- içiyordum. 
Rüzgarın çocuklarını sallandırdığı salıncaklar, gıcırtılı sesler ile karanlığa bir şeyler anlatırken, soğuk havanın kızarttığı burnum gecenin karanlığına dur diyordu.
Parkları düşünmek için yeterince içmiştim.

'Parklar' dedim kendi kendime 'Sabahları çocuklar eğleniyor, akşamları şarapçılar…

Biri sabah kaydıraktan kayarken mutluluğu tadıyor. Diğeri zihnini alkol ile yıkarken…’
Polisler artık parklarda içenlere karışmıyor. Parklar içenlerin kaçış noktaları olmuş durumda. Diğer insanlar da buna alıştı; bizden uzak parka yakın olsun! Diyorlar.
Haklılar.

Düzenli bir içiciyseniz; gerçek bir içici değilsinizdir.
İçmenin düzeni olmaz.
İçmek; düzen karşıtı bir eylemdir.

İnsanlar düzenli olmaya fazlasıyla kafayı takmış durumda.
Ofislerindeki masalarının üstü derli toplu olsun, temiz bir oda, düzenli bir elbise dolabı, toplu buz dolapları, boş kirli sepeti; peki ne için? Tekrar aksi duruma sokmak için. 
Tekrar dağıtmak, boşaltmak, doldurmak için.
Hepimiz kafayı yemiş durumdayız.

Bazılarımız bunun farkında. Bazılarımız hâlâ takım elbisesindeki ütüden müzdarip.
'Ben bir ayyaşım' derim kendime. Bazen.
Ve bir ayyaşın yazma yeteneği yoksa; dünya üzerinde hiç bir değeri yok demektir.
İnsanlar yazan kişilerin dertli olmasını ister; dertlerinin onları yazmaya ittiğini hayal ederler.
'Neler yaşamış kim bilir ki bu denli yazıyor!' derler…
Siz de öyleymiş numarası yaparsınız.
İnsanları mutlu edin.
Harry Potter - Golden Snitch